• ANASAYFA
  • KURUMSAL
  • HİZMETLERİMİZ
  • REFERANSLARIMIZ
  • İLETİŞİM
  • ANASAYFA (current)
  • ANASAYFA (current)
  • KURUMSAL (current)
  • HİZMETLERİMİZ (current)
  • REFERANSLARIMIZ (current)
  • İLETİŞİM (current)
Kurumsal
ANASAYFA   >>   KURUMSAL   >>   BASINDA BİZ
HABER VİDEO YAZI

Sürdürülebilir Yaşam ve Yeşil Büyüme

10.09.2012

Haziran ayında Brezilya’da yapılan, “Sürdürülebilir Kalkınma” konulu Rio+20 konferansı, insanoğlunun gündemini belirleyen en önemli faktör oldu. Bu konferansta, Dünyanın büyümesinden çok, çevreye duyarlı bir biçimde büyümesinin önemi ortaya konuldu. Bunun sağlanmasının da öncelikli olarak yenilenebilir enerji kullanımıyla mümkün olacağı ifade edildi. Yani artık enerji için dünyayı yağmalamayı bırakıp güneş, rüzgar gibi temiz ve sınırsız enerji kaynaklarına gidilmesi vurgulandı. (HES savunucularına duyrulur.)

Ayrıca, Türkiye’de son zamanlarda gündeme düşen iki haber de doğru bir konu belirlediğimi gösterdi. Bu haberlerden ilki, olumlu bir gelişme; bankaların yeşil ekonomiye yapılan yatırımlarda kredi plasmanlarının arttığıydı. İkinci ve olumsuz olan ise, Türkiye’de ve dünyada sıkça olan sel felaketleri. Bu felaketlerin ardındaki gerçek, ülkelerin büyüme kaygısıyla doğayı pervasızca yağmalamasıdır.

Konferansta, dünyanın bizden intikam almaya başladığının farkına varıldığı aşikardı. Ama hala bu bilince ulaşamamış ülkeler var, bunların başında Türkiye geliyor. Geçtiğimiz aylarda, sel felaketleri yüzünden onlarca vatandaşımız hayatını kaybetti. Yetkililerin bu konuda yaptıkları şaka gibi açıklamalardan daha ilginç olan nokta, bu felaketlerde canı yanan vatandaşın da bu şakaya ortak olmasıydı.

Elbette ki Dünya da farklı bölgelerde yaşanan bir çok felaketle bizden intikam alıyor. Çünkü onu o kadar örseledik ki, sonunda jeolojik yapısı değişti. Bu iddialı cümlenin sahibi Nobel ödüllü kimyacı Paul Crutzen. Almanya’nın Mainz Üniversitesi’nden Crutzen’e göre, son iki yüz yıl içinde insanlar doğayı öylesine tahrip edip yağmaladı ki, gezegenimizin jeolojisini bozan bir yapı ortaya çıkardılar. Crutzen ve dört bilim adamı yayınladıkları bir makalede, son yüzyıl içinde, kontrolsüz nüfus artışı, çoğalan megakentler, fosil yakıt tüketiminin artması gibi değişimler yüzünden dünyada yeni bir jeolojik yapının oluştuğunu savunuyorlar. Bu döneme de Antroposen yani “Yeni İnsan Dönemi” adını veriyorlar.

Son aylarda yaşadığımız felaketlere bu yönden bakarsak, bunların sebebi doğa değil insandır. Bu insanlar kim midir? Siyasetçisi, doktoru, işçisi, işadamı. Hepimiz. Görünen bu kötü tabloyu tersine çevirmek ise elimizde. Bunun için acilen almamız gereken bazı önlemler var. OECD geçen yıl yayınladığı Towards Green Growth, “Yeşil Büyümeye Doğru” raporunda, yeşil ekonomiye geçiş için yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

   - Tüketimi mümkün olduğunca azaltarak ve kaynakların en yüksek derecede geri dönüşümü sağlanarak ekonomide üretkenliğin artırılması,
   - Çevre sorunlarını aşmak ve politikalar üretmek için yeniliklerin desteklenmesi,
   -  Yeşil teknolojilere, mallara ve hizmetlere talebi özendirmek için yeni pazarlar ve iş imkanları yaratılması,
   - Yeşil yatırımları teşvik etmek için, hükümetlerin yatırımcılara yönelik istikrar ve güveni sağlaması,

Çevre ile ilgili yerel, bölgesel ve küresel eşiklerin aşılmasından kaçınan yeni büyüme modellerine geçişi gerçekleştirmek ve çevresel baskıları hafifletmek için kamunun yeşil büyümeyi destekleyen bir yapı oluşturması gerekiyor. Ancak, yeşil büyüme stratejilerinin her derde deva bir formülü yok. Fakat bir an önce ekonominin yeşil büyüme odaklı yapıya dönüştürülmesi, dünyanın ve ülkemizin doğasının aşınmasını yavaşlatacaktır. Sonrası mı? O da insanoğlunun yeteneğine ve aklına kalmış.

Kaynak Değil Varlık

Vücudumuzun %70’ini su oluşturur, kısacası bize yaşam verir. Dolayısıyla biz de sudan birer canlıyız, hem de akan bir suyla yaşıyoruz. Bu yüzden su döngüsünün birer parçası olduğumuzu kabul edebiliriz. Sadece insanlar değil, bu varlık üzerinde hayvanlar ve bitkilerin de hakkı var. Bir düşünelim, Vücudumuzda kullanmakta olduğumuz ya da bir bardakta tuttuğumuz su, bundan milyonlarca yıl önce belki de bir dinazorun bedenindeydi. Dolayısıyla su, sadece bize değil, dünyaya hayat veren bir kutsal varlık. Dünyanın üçte ikisinin suyla kaplı olduğunu biliyoruz ancak bu bizi yanıltmasın.

Biz insanlar, doğadan su çalarak, onu kirletip tüketerek kendimizin ve dünyayı paylaştığımız diğer muhteşem varlıkların geleceğini mahvediyoruz. Bugün petrol ve kömür için kazıyoruz, deliyoruz, çıkarıyoruz sonra da yakıyoruz. Yanan bu maddeler de iklimi değiştirerek kuraklığa ve afetlere sebep oluyor. Biz de tükenen kaynaklarımızın yerine, başka havzaların suyunu tüketmeye başlıyoruz, verimli arazileri çöle çeviriyoruz. Oysa su, hayat döngüsü için vazgeçilmez bir kaynak. Onu çılgınca tüketmek yerine kentlerde ve evlerimizde arıtarak yeniden kullanmalıyız. Endüstri ve tarımda su kullanımını en verimli hale getirerek, en aza indirmeliyiz.Doğru tarım yöntemleri suyu kirletmezken, endüstriyel tarımın kirlettiğini unutmamalıyız.

Aslında en önemli nokta, teknoloji. Daha fazla su tüketen değil, suyu az ve daha verimli kullanan teknolojiler geliştirilmeli. Etkili bir su yönetimi, iklim değişikliğinin yarattığı kuraklık ve sel gibi afet koşullarına, ekonominin ve toplumun uyum sağlamasında en önemli adım olacaktır.

Footer Logo

Ekşioğlu Mimarlık Mühendislik İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti.
Copyright © 2018 Ema Turkey Tüm Hakları Saklıdır

Cevizli Mh. Hızır Reis Sk. Dragos Park Plaza
No:10 D:25-26 Maltepe - İSTANBUL - Türkiye

Sosyal Medyada Biz

  • ANASAYFA
  • KURUMSAL
  • HİZMETLERİMİZ
  • REFERANSLARIMIZ
  • İLETİŞİM